İçeriğe geç
Bingöl Ajans

Gündelik hayatın merak uyandıran yüzü

Kişisel Gelişim

Kendine Haftalık Rapor Yazmak: On Beş Dakikalık Ayna

Kimseye gönderilmeyen üç soruluk bir haftalık rapor, ilerlemeyi görünür kılıyor ve kendi çalışma biçimini tanımayı sağlıyor.

Baran Tümer 3 dk okuma

Çalışma hayatında rapor yazmak çoğu zaman bir zorunluluk olarak görülür. Birine hesap vermek, yapılanı belgelemek, bir sonraki adımı onaylatmak için yazılır. Oysa aynı biçimin muhatabı kişinin kendisi olduğunda, ortaya bambaşka bir araç çıkar. Kimseye gönderilmeyen, kimsenin okumayacağı ve tamamen dürüst yazılabilen haftalık bir rapor, kişinin kendi gidişatını görebildiği ender yollardan biridir.

Bu fikrin cazibesi basitliğindedir. Haftada bir kez, on beş dakikayı geçmeyen bir oturumda üç soruya cevap yazılır: bu hafta ne oldu, ne öğrendim, gelecek hafta neye odaklanacağım. Uzunluk önemli değildir; bazı haftalar beş satır, bazı haftalar bir sayfa olur. Önemli olan sürekliliktir.

Neden hatırlamak yetmez

Bir hafta, yaşanırken uzun ama geriye bakıldığında şaşırtıcı derecede belirsizdir. Perşembe günü ne yapıldığı cuma akşamı bile güçlükle hatırlanır. Bu belirsizlik, ilerlemenin hissedilmemesine yol açar. Kişi aylardır çalıştığı hâlde bir yere varmadığını düşünür, çünkü katedilen mesafenin kaydı yoktur.

Yazılı bir kayıt bu duyguyu düzeltir. Sekiz hafta sonra geriye bakıldığında ortaya somut bir liste çıkar. Bitirilen işler, çözülen sorunlar, öğrenilen şeyler yan yana durur. Bu görünürlük, hem moral kaynağıdır hem de gerçekçi bir değerlendirme imkânı verir. Bazen kişi sandığından çok daha fazla yol aldığını görür, bazen de tekrar tekrar aynı yerde saydığını fark eder. İkisi de değerli bilgidir.

Üç soruyu doğru sormak

Birinci soru olguya bakar: bu hafta ne oldu. Burada duygular değil olaylar yazılır. Hangi işler bitti, hangileri yarım kaldı, hangi beklenmedik durum çıktı. Bu bölümün kısa ve nesnel tutulması, raporun sonradan okunabilir olmasını sağlar.

İkinci soru çıkarım yapar: ne öğrendim. Burada bir iş üzerine teknik bir bilgi olabileceği gibi, kendi çalışma biçimine dair bir gözlem de olabilir. "Toplantıları arka arkaya koymak beni tüketiyor" cümlesi, herhangi bir yönetim kitabından daha kişisel ve daha kullanışlıdır. Bu bölüm zamanla raporun en değerli kısmına dönüşür.

Üçüncü soru yön verir: gelecek hafta neye odaklanacağım. Buraya uzun bir liste yazmamak önemlidir. Bir ya da iki maddeyle sınırlandırıldığında, gelecek haftanın raporu bu maddelerle karşılaştırılabilir hâle gelir. Böylece her rapor bir öncekinin değerlendirmesini de içerir.

Dürüstlüğü korumak

Kendine yazılan bir raporun tek riski, kendini iyi hissettirmeye çalışan bir metne dönüşmesidir. Bunu önlemenin yolu, raporun kimseyle paylaşılmayacağını baştan kabul etmektir. Paylaşılacağı düşünülen her metin, farkında olmadan bir savunmaya dönüşür. Kimsenin okumayacağını bilmek, yapılmayanları da yazmayı kolaylaştırır.

Bir diğer yaygın hata, raporu yalnızca kötü geçen haftalarda yazmaktır. Bu durumda kayıt tek yanlı bir yakınma arşivine dönüşür. Düzenli olarak, iyi ve kötü ayrımı yapmadan yazmak, uzun vadede gerçekçi bir tablo verir.

Aylık ve yıllık okumalar

Haftalık raporların asıl gücü toplandıklarında ortaya çıkar. Ayda bir kez, o ayın dört raporunu arka arkaya okumak yirmi dakika sürer ve genellikle tek bir haftanın veremeyeceği bir örüntüyü görünür kılar. Tekrar eden engeller, sürekli ertelenen işler ya da sürekli fazla zaman alan bir alan bu okumada kendini gösterir.

Yılın sonunda ise elde elli iki kısa metin bulunur. Bu, hafızanın asla sunamayacağı bir ayrıntıda kişisel bir kayıttır. Yıl değerlendirmesi yapmak isteyen biri, belirsiz izlenimlere değil kendi yazdıklarına bakar. Bu kadar sade bir alışkanlığın böylesine somut bir sonuç üretmesi, yöntemin en ikna edici tarafıdır.

Raporun sabit bir zamana bağlanması, sürekliliği kolaylaştırır. Cuma günü işin sonu ya da pazar akşamı haftanın eşiği, çoğu kişi için doğal duraklardır. Zaman geldiğinde ne yazılacağını düşünmemek için üç sorunun her hafta aynı kalması da yardımcı olur. Değişmeyen bir biçim, yazma işini karar verilmesi gereken bir işten çıkarıp tekrarlanan basit bir işe dönüştürür.

Bazı haftalar yazacak bir şey bulunamayabilir. Bu durum genellikle hiçbir şey olmadığı anlamına gelmez; sadece o hafta görünür bir sonuç üretilmemiştir. Böyle haftalarda tek satır yazmak bile kaydın sürekliliğini korur. Zaten raporun amacı etkileyici bir metin üretmek değil, kişinin kendi hikâyesini kesintisiz bir çizgi hâlinde tutmasıdır. Bu çizgi bir kez kurulduğunda, geriye dönüp bakmak her seferinde beklenmedik bir şey gösterir.